bazen yolda yururken, o kadar yoruluyorum ki, isinlanasim geliyor. cok ugrasiyorum bunu yapmak icin, inan bana. gozlerimi kapatiyorum ama asla isinlanamiyorum. oylece duruyorum yolun ortasinda. comelemiyorum da kaldirim kenarlarina, sadece icime dogru agliyorum. bugun de oldu mesela. eve ulasmak icin sarf ettigim caba ile pekala uzaya cikabilirdim. sayet roketim olsaydi. ama yoktu. taksiler hep doluydu. cok klise: ne zaman taksi arasan dolu olur. ne zaman bir arkadasini gormek istesen mesgul olur. senin ne zamanin kimsenin ne zamanina denk dusmez.
bu zaman meselesi beni bir geriyor. bu aralar pek algilayamiyorum zamani. boyle bir seyler yapiyorum, is guc vs. derken, butun onlari yapan halimin yakin zamanina bakiyorum: sanki bana ait degilmis gibi. halbuki, kisa bir sure oncenin gecmisinde baslamis, bir sure devam etmis ve bitmis eylemler soz konusu. ama benin degil. eskiden boyle degildim, zamani iliklerimde hisseder, heyecanlanir, sinirlenir, bir hallere girerdim. simdi bana ait olan her sey, elinde tetrisi ile keyif yapan hippi bir tanriya ait sanki. cani istediginde pause tusuna basiyor. tamamen onun kontrolundeyim. enerjim olsaydi o gameboy'u pekala gotune sokardim. ama ben eski ben degil, bu ben kimdir ki?
hepsini unuttum. hepsini baskasi yasamis da bana anlatmis, sonra da ben unutmusum gibi unuttum. insanlar buyuyunce boyle oluyormus demek ki. disimdaki kabuklari kirmam gerek. bu hissiyattan kurtulmaliyim. mesela acilen su sepetin fiyatini, bu halininkini de, unutmaliyim. su an bunlari hatirliyor olmak cok canimi sikiyor. hatirlayamadigim kokular, ve o eski duygular, sanki hic hayal kurmamisim bir zamanlar, sanki belediyenin sokaga doktugu rastgele asfaltmisim gibi, lutfen kendim, kendi kendine doner misin. dondugunde yanaklarimdan oper misin.
No comments:
Post a Comment