yine bir yaz sonu, her zamanki gibi sonbahara merhaba demek uzere buradayim. 2004 yilindan beri senede en az bir kez geldigim bu sehirde biriken anilarimin kayda deger kismini hatirlayamayacak kadar yaslandigim 2034 yilindan sesleniyorum. 30 yil boyunca, 365 gunun en az 10 gununu gecirdigim berlin'de toplam kac gun kaldigimi hesaplamak icin saatlerce dusunmem veya parmaklarimi saymam gerekmiyor neyse ki. o kadar da bunamadim! 30 x 10 = 120. hepi topu 3 aymis. koskoca omrumun sadece 3 ayini gecirebildim demek burada. korkakligim ve dunyanin zorba kosullari mi buna neden oldu? ya da sor cekinmeden, gercekten hayatini burada mi gecirmek istedin sen? cevabim elbette "bilmem" olacaktir. "belki" de olabilir diye israr etmesen, genclik yillarinda bedenini ve ruhunu yiprakmak ve israrla olmek icin elinden geleni ardina koymayan aksak zihmin 50'li yaslarimin basinda hata vermeye basladi cunku. ama cok istersen belki de diye bir sey kalmazdi. bak gordun mu, aklim hemen fikrini degistirebiliyor ama ellerimdeki burusukluklar yine de gecmiyor.
orta yas bunalimlari yaslaninca ne kadar da anlamsizlasiyor bir bilsen. sacina beyazin ilk dustugu anki delirmeni hatirlasana. simdi hepsi bembeyaz. ya da yururken nefes nefese kalmaya basadigin o ilk an. seksuel cazibenin yittigini dusunup kendini kuafore, magazaya attigin gunler. ve sonuc? insan garip bir canli. begenilmek istiyor, buna bir sozum yok ama neden zamana yapisik ilerleyisimizi israrla inkar etmeye calisiyoruz. her gecen gun oldugumuzu bilmemize ragmen, neden hayatin evrelerinin tadini cikarmayi beceremiyoruz. ustelik gencken hunharca davrandigin vucudun orta yasliyken neden degere biniyor ve yaslandiginda butun bu ahmaklikla dolu gecmisine agit yakiyorsun ki?
bu paragrafi almanca yazmam icin hicbir nedenim yok artik. zaten bunca yil icerisinde sadece 3 ay. zaten.
gelecek garip bir konsept. gecmis uzadikca gelecege dair hicbir kirinti kalmiyor. onumde duran bebek arabasini ayagimla bir ileri bir geri iterken hafif bir ruzgar esiyor. cantamdan cikardigim sali sirtima atiyorum.
sen de gelecegi dusunuyor musun ufaklik? ne dusuneceksin ki, daha dunyadan haberin yok. gozlerin bile gormuyordur allah bilir. eglip arabanin icine bakiyorum. kimse yok! hilfee desem ne fayda eder. torunum yok. su an bu bebek arabasinda agu sesleri cikaran kimse yok, merak etme. bir basimayim yine bu parkta. ustelik, ortasina doktukleri beton zemini ve etrafina yarim daire seklinde yerlestirdikleri banklarin ayni sekilde yilda iki kez boyandigini bilsemesem pankow'un orta yerindeki park'ta hala 20'li yaslarimdaymis gibi davranabilirim.
20'lerimin sonlarinda, sokaktan gecen cocuklar, anneler ve babalar, evlerine veya nereye isterlerse kosusturlarken de yani basimda bir bebek arabasinin durdugunu hayal ederdim. simdi o bos bebek arabasini yanimda tasiyorum. o zamandan beri hayatimi yalniz gecirecegimi, asla bir cocugumun olmayacagini bilirdim icten ice. hep cok ozenirdim sokaktan gecen genc kadinlara yanlarinda, arkalarinda, baslarinda of her yerde cocuklari. evlerine gidiyorlar, okuldan, yuvadan, marketten, evlerine. herkes evine gidiyor eninde sonunda. bense evine giden o insanlari izliyorum senelerdir. bir basima, burada. uzucu tabi bu gerceklikle yasamak. ama olmayinca olmuyor ve bunu o kadar iyi biliyorum ki. mutlu insanlar ve evleri bir yana. ben diger yana.
butun dunya haritasinin yeniden cizildigi savaslar, kucuk insanlarin kurguladigi buyuk entrikalar, once kuculdukce kuculen ve sonra yeniden buyuyen teknolojik aygitlarin varligindan haberdarim, bak kacinci kez soyluyorum, yanlis anlama, burada bos bir bebek arabasiyla oturuyorum, gelmisim 51 yasima. hic degismiyorum. bir eksik, bir fazla. hatirlasam da unutsam da.
No comments:
Post a Comment