Wednesday, July 6, 2011

ruyamda kanser oluyordum ve sadece uc gunum  kaliyordu. ama yine de urun bakmak gerekiyordu cunku olecegim gun buz gibi bir fotograf studyosunda cekim vardi. o kadar cok uzulerek uyandim ki sabah, hungur hungur agladim. annem geldi aklima, babam, tivs, kardes, babaannem, tanismadiklarim, olasiliklarim, yapamadiklarim, kocaman agrilarim, gozumun onunden gecti. bir an bitsin ya dedim. sonra birazdan ofise gidecegim gercegi ustume coktu. ve o birazdan, su an, ofisteyim. basik bir katta bir suru insan yanyana oturmus dunyayi kurtariyoruz guya. yazamadigim kitaplari dusunuyorum, ama once su still life icin bir ara spot daha yazmam lazim.
mesela bu olur mu:
"sabahin korunde morarana kadar agladiginiz bir gunden ne fayda gelir ki diye dusunuyorsaniz yaniliyorsunuz, kendizi indigo mavisinin ferahlatici kollarina birakin."
you know what, siktir git!
yani cidden anlamiyorum neden beceremedigimi. neden yani benim de baskalari gibi hirslarim, her an biktim diyen donekliklerim yok. neden yok ve ben neden bu kadar ezigim.
ez ez EZİK ez onu ez.
simarik ve ezik genelde
hanfendi, hanfendi, hem bu kadar kibirli hem de nasil bu kadar alcakgonullu olabiliyorsunuz?
tahammul edemiyorum hicbir seye cogu zaman. ozellikle de cirkin seslere. carcar konusan. car car karilar.
sonra her sey gecmiste kalinca cok kisaymis gibi gorunuyor
ama aslinda nasil da mahvettiler o zamanlar
bazen kendimi soyulmus ve sismis bir duvar kagidi gibi hissediyorum.
bazen kendimi kapagi yeni acilmis iki kilo boya gibi hissediyorum.
bazen cok cirkinim, bazen cok guzel.
ama genelde i feel nothing. and it's my perfect nothing.
aynen sarkidaki gibi:

No comments:

Post a Comment