bazen elime bir jilet alip yemek girtlagimdan midemin altina kadar inen bolumde dikey bir yarik acmak istiyorum. sonra organlarimi teker teker sokup sicak suda kaynatmak ve akabinde icimi betonla doldurmak. belki boylece harika bir heykele donusebilirim.
sekiz yasindaki cocuklar gunluklerine boyle seyler yazmaz. seni kim dogurdu?
televizyonun onundeki bosluga oturmayi seviyorum. annemin her gun sildigi o muhtesem el halisina temas etmeden, sadece rabitalarin uzerinde durmak beni iyi hissettiriyor. etimin ahsapla uyumu sasirtici dogrusu. bacaklarima bakiyorum. uzerindeki sari tuylere. cinsel bilimler ansiklopedisinden ogrendigim kadariyla bu sari tuyler zamanla koyulasacak. koyu olduklarinda igrenc gorunecekler. ve ben onlari canimin acimasi pahasina yerlerinden edecegim. belki biraz kolonya doksem uzerlerine siyah olmazlar. bedenimin uzerinde bir orman var. arasinda yasayan kucuk mikroorganizmalarin hayatini anlatan bir cizgifilm yapabilirdim. buyuk bir sehirde yasasaydim ve beni gelecekte ne olacagima dair kararli adimlar atmaya zorlayan ebeveynlerim olsaydi. iliklerimde hissediyorum zenginlik ve zeka icerisinde yuzmeyecegimi. siradan bir hayat surecegimi bile bile nasil yasamaya devam edebilirdim ki. bakin okuyucu, birazdan annem eve gelecek. yine isyerinde onu cok kizdirdiklari icin cok sinirli olacak. bir de bize yemek hazirlamak zorunda oldugu icin soylenecek. ve butun bu yillarin sonunda, asla olmak istemedigim annemin bir replikasi oldugumu fark edecegim.
yemek hazir. ye me gi ni ye. ba ba an nengel ecek. hazir lan.
o zaman ben henuz kalorifer gelmemis evimizdeki yatak odama gideyim. annecigim tesekkur ederim sana. beni kardesimle ayni odada yatirmiyorsun. bir cok cocuk kardesleri ile ayni odada kaliyor. uc tane tek kisilik yatagi kucucuk odalarda garip sekillerde dizmek zorunda kalan ne aileler gordum. ama annecigim baska bir sey soracagim. bu oda sadece ve sadece benimse yine de neden iki karyola var. bu durum beni biraz tedirgin ediyor. hicbir zaman kullanmayacagim bu diger karyola ve uzerindeki yatak ortusunu cikarsak olmaz mi. hem boylece misafir gelince benim odamda kalmaz di mi annecigim.
ye megini ye. baba annen ler gelecek ler. cabuk.
bence bir odayi oda yapan isigidir. oldum olasi beyaz isigi sevmedim. salonumuzda yuvarlak florasan var. ama ortasindan bir de avize iniyor. bu goruntu beni iyi hissetirmiyor. ekonomik florasan ve kristallerini teker teker sokup her ay en az bir kere temizledigimiz avize bence bizim evi en iyi anlatan seylerin basinda geliyor.
ne mi yapiyoruz? oncelikle benim annem bir temizlik hastasi.
bir temizlik hastasinin sahip olmasi gereken en birinci ozellik daginik ve pis bir yer gordugunde fenalasmasidir.
annem pis bir yer gorunce hemen sesini yukseltir. sonra basina bir sey baglar ve o pis seyi temizler. burada unutulmamasi gereken en onemli sey, bir seyi gicir gicir, tertemiz, akca pakca ettiginiz o saniyede geri kalan her seyin o seyden pis kaldigidir. o zaman o geri kalan seyler de temizlenmeli, boylece belki de yurdumuz tertemiz bir yer olabilirdi sayet herkes kendi kapisinin onunu silse. bence okulda bu bilinci asilanmali. ama ogretmenler hala cocuklara okuma yazmayi ogretiyor. ucuncu sinifta okuma yazma bilmeyen cocuklarin olmasi. bence olmeliler.
annemin sahip oldugu ikinci en belirgin ozellik ise durup dururken alamasidir. bazen oturdugu yerde gozyaslarina bogulur. aklina bir seyler geliyor tahminimce. anne, annecigim aglama desem de aglar. yanaklari kizarir, sesi incecik cikar. sonsuza kadar alcak sesle iiiiiiiiiiii diyecekmis gibi durur.
ucuncu en onemli ozellik ise ustu basina sinen zorla kabullenmislik hissidir. hep cok isyan eder ama eninde sonunda kabul edecegini bilir. fakat yine de isyan etmeden duramaz benim annem. anneme sorsan herkesin bir kaderi vardir ve bu kader degistirilemez. bu yuzden basimiza gelen seyleri anlayisla karsilamaliyiz. asli bitmeyen bir konusma konusudur bu onun icin. sonsuza kadar ayni seyleri benim de az once yaptigim gibi tekrar eder durur.
annemin bu uc ozelligi buyuyunce benim de olacakmis. butun kizlar buyuyunce anneleri olacakmis. anneler dolu bir dunyada cok yalnizim.
babaannem ve dedem alt kata tasinali cok olmadi. dedem biraz zorlansa da her aksam bize oturmaya geliyorlar ve gelir gelmez ilk is olarak bana televizyonun onunde oturmamam gerektigini soyluyorlar. ben de her defasinda ama goremiyorum, gozluk alin o zaman bana yalanini atarim. sonra da konu saniyesinde annemin temizlik hastaligina gelir. babaannem annemin temizlik ruhunun hastasi oldugunu soyler. her defasinda annemin duvarlari bile neden camasir suyu ile temizledigi tartisilir. sonra cay icilir. israrla florasani kapatmaya calisir, avizeyi acmayi calisirim. annem kizar: ama anne misafirler var. onlar gelince yakmayacksak... cumlemi tamamlamaktan bezerim. odama giderim.
o aksam da ayni seyler yasandi.
buz gibi odamin kenarinda konumalan calisma masama oturup saman kagitlara bakarak dusunmeye koyuldum. birden kimsenin aslinda beni sevmedigini, hicbir zaman da sevmeyeceklerini, cunku kimsenin aslinda kimseyi sevmek gibi bir derdinin olmadigini anladim. insanlar yalnizliklari ile basa cikamadiklari ve canlari sikildiginda iki cift laf etsinler diye aileler kuruyordu. bir de hastane kismi onemliydi. yasamak istiyorsam beni hastaneye goturecek birini bulmaliydim.
masadan yavasca kalktim. ayagimdaki yun coraplara baktim. sekiz yasimdaydim ve tek guvende hissettigim zamanlar, bu coraplari giydigim zamanlardi. icine normal corap giyilen bu yun coraplar. ilerde yanimda olmayacaklardi. bacaklarimdaki organizmalari anlatan bir cizgi film ise asla. usulca nefret ettigim o yataga uzandim. aglamaya basladim. olmek istiyordum. o kadar cok agladim ki sonra sikildim. kalkip bir intihar notu yazdim.
anne ve baba. ve diger akrabalarim.
okuldaki o gerizekali cocuklara bunu aciklayamayacaksiniz.
bu cok sacma bir baslangicti. hemen saman kagidi burusturup attim. kagidin avucumun icerisindeki hareketi o kadar zevk verdi ki birkac tane kagit daha burusturdum.
sonra sadece olumumden kimse meshul degildir yazdim.
kagidi arkasina bir kitap koyarak dik bir bicimde birakmak istedim ama surekli kaydi.
vazgectim.
dolabin uzerinde dizi dizi dizilmis olan yun yataklarla intihar etmeye karar verdim.
dolaba cok hizla carpacaktim ve butun o yataklarin uzerime dusmesini saglayacak,
yun yataklarin altinda kucucuk vucudum ezilecekti.
hizla odanin bir ucundan digerine kostum ve dolaba carptim. hicbir yatah dusmedigi gibi kolum cok acidi. bayagi agladim.
sonra sandalye ile dolabin uzerine tirmanarak yatalari itekleme fikri geldi aklima. kan ter icerisinde bir yun yatagi devirdim.
annem adimi seslendi ve ekledi: o ne gurultu be! yok bir sey dedim.
usulca yatagin altina girdim. bayagi agirdi. bir yatak daha dususursem kesin oldurdum. ama cok yorulmustum ve susamistim. son bir bardak su icmek icin mutfaga gittigimde ekmegin ustune sokella surdum ve birden sokella ile duvara beni unutmayin yazmaya karar verdim. sonra bunun cok cocukca olacagini fark edip odaya gittim. cok uykum gelmisti. yarin mi olsem diye dusunmedim degil. aglamam da gecmisti hem. ne tatli uyurdum.
bir kagit alip iki uc satir varolussal bir iki sey yazdim.
goz kapaklarim dustu.
agladiktan sonra su icmeyi cok seviyordum.
sabah uyandigimda ise kiyamet koptu.
beni doguracagini tas dogursaydi daha mutlu olurdu.
cocuk bu yataklarin hali ne? kim yazdi o sozcukleri.
sana diyorum cocuk, uyansana. ti allah seni ne etsin.
No comments:
Post a Comment