Saturday, August 6, 2011

kurt cobain'in muhammed'in hirka-i serifi ve isa'nin takunyalari ile dunyaya inip kiyametin kopacagini beyan ettigi o gunden sonra butun dunya icine kapandi. sokaklar bombos, toplu bir anoreksi almis basini gidiyor. dunyanin sonu temali butun filmlerde anlatilan hikayenin aksine herhangi bir yagma durumu yasanmiyor. marketler ve pazarlardaki yiyecekler curumeye yuz tutmus ve butun degerli esyalarin, insanlarin kimlik sanip gidigi o kumas parcalarinin uzerinde yeni bir bitki ortusu olusmus. cenazeleri gommek icin bir neden yoktu. bulduklari ilk koseye kivrildi kezbanlar. kalp kiranlar kendi kanlarinda boguldu. yasadiklari acilara katlanamayip intihar eden insanlar iste o gun huzuru buldu. kenarlarini kemirdigimiz yeryuzu sekilleri, betonlarla bezedigimiz atmosfer, en ilkel topraklardaki medeniyet gostergesi asfalt dile geldi. simdi herkes bitiyor. gunlerdir kapatmadiklari gozkapaklari ve kuruyan goz pinarlari ile butun insanlik olmeyi bekliyor. hep birlikte. binlerce yildir ilk kez. herkesin basina ayni sey geliyor.

besiktas'in en kimliksiz sokaklarinda, kaldirimlarin kenarlarina yapismis bedenler arasinda yuruyorum. balik pazarindan gelen felaket kokusu ve herkes oldukten sonra bile varligini surdurecek olan sinek surusu dertsiz tasasiz bir halde duyu organlarimin duygulari ile oynamaya devam ediyor. ama nafile. artik onlara sahip degilim ki. son tekonoliji ile uretilen yuz maskesinin hicbir ise yaramadigini boylece anliyorum. butun insanlar oldukten sonra dunyayi kaplayacak olan koku hakkinda bazi ongorulerim var ama elbette o gunleri ben de goremeyecegim. muhtemelen koleraya ya da simden sonra hicbir bilim adaminin adini veremeyecegi bir hastaliga yakalanip olecegim. arnavut kaldirimlarinin insan eti ile sivanacagi gunleri yasiyoruz ne de olsa. insanlik dunya uzerinden cekilmeye karar verdi. tarihin tekerrurunu saglayan butun savaslar, katliamlar, lincler artik onem arz etmiyor. insanlik oluyor. kotuluk, acgozluluk ve bencillik uzerine insa edilen mutluluk ve sevgiler icin kimse ambulans yollamiyor artik. burada anlatilanlar, her seyin bitmeden onceki o son hali.


acikmayi unutali bir haftayi gecmis olmali. butun saatler durdugu icin her gecen gun daha da solan gunesin dogus ve batisini vucut ritmimden yakalamaya calisiyor olmamin bir anlami var mi hala, emin degilim. aklimda sadece onun soyledigi bir sey var: "bir hafta." bir hafta sonra vapur iskelesinin yanindaki cay bahcesinde bulusacak ve her seyi unutmadan once son kez birbirimize sarilacagiz. bir haftadir hicbir sey yemiyorum. yorgunluk hissimi de kaybetmeye basladim. igor ve arkadaslari yokolusun ilk sinyallerinin haberlerini vermeye baslayali bir ay oldu mu acaba? en son gelen haberlere gore sicak iklimlerdeki ulkelerdeki insanlar coktan olmustu. neyseki kis mevsimindeydik ve hava gittikce soguyordu ama buna ragmen unutma hizim deli bir ivme kazanmisti.

yedigim her sey, sevdigim herkes, beni incitenler ve domuz suratli polisler, yavas yavas bellegimden siliniyordu. zihmin bir buhar banyosunun icine girmisti adeta. ve isin fenasi bunu sayikladikca unutmam daha da kolaylasiyordu aslinda. yerde yatan yuzlerden biri olacaktim cok yakinda. hicbirini hatirlamadigim ve belki de aslinda optugum kadinlardi bunlar. birbirlerinden habersiz gezegene teslim oluyorlar. sevismelerimizin hicbir onemi kalmamis kahve gozlu kiz. kurumus goz bebeginin uzerindeki sinek, kalcalarina yavas yavas surtundugum o aksamustundenmis gibi bakiyor bana. isiklar sonunda durmus. karsidan karsiya gecen yasli adam delirmis gibi ciglik atiyor. delirmeyi unutmadin mi hala moruk diye sorsam ne der acaba?

gogus kismi sararmis atleti ve dizleri yirtilmis kumas pantolonunun icerisinde askilik gibi duruyor. "ben onlara soyledim, yapmayin dedim, dunyaaaa hahahah dunyaaaaaaaaa zeytin tarlasindaaaaa olsam bu dunyadaaaaaaaa" diye bagiriyor. butun sineklerin uzerinde kucuk zeytinler varmis gibi geliyor. basim donuyor, "bu basimi pasli bir civinin ciktigi eski pusku bir tahta parcasina uygun goruyorum, zeytin tarlalarinda, allah muhafaza haha hahahahahaha" gidip yasli amcanin kafasina tas atiyorum. tesekkur ediyor olurken, suratinda naif bir gulumseme ile. kilitleniyorum. ve bitisime imza atiyorum. oysa doktorlar, epideminin ilk sinyallerini verdigi zamanlarda olme anindaki insanlarla goz temasi kurmamamiz gerektigini, olsem de kurtulsam su an burda. buhar bulutlari arasinda yok oluyorum. sinek viziltilari ve dokulen derilerim. aradan bir hafta gecmis. aklimda kalan bir hafta, pesinden kosacagim ask degil, olumummmus. butun insanlik kagittanmiscasina sonunda yeryuzune gomulmusuz.





No comments:

Post a Comment