Thursday, August 11, 2011
bizim hastalikli asklarimiz
soruyorum size, hanginiz kucukken bunun hayalini kurdu ve ne zaman buyuduk de boyle olduk? hosumuza gidiyor degil mi her seyi daha da zorlastirmak ve imkansizlara siirler yazmak. bu yuzden sevgileri ucuzlastiyoruz. bu yuzden allah kahrestin sevmeyi bilmiyoruz. sonra kalbimizde kiriklar var diye feryat edip basit olana ovguler duzuyoruz. gecen norwegian wood'a gittik. oradaki bir karakter, ve elbette kadin olan bir karakter, uzun zamandir birlikte oldugu oglanin cani ne isterse yapmasina bir sey demiyordu da sonra bir arkadas sofrasinda adamin umarsiz tavirlarina takilip zarifce sorular soruyordu. ve diger cocuga kiziyormus gibi yapiyordu da aslinda kendine kiziyordu. cocuk bunu birakip baska ulkeye gittiginde ise baska bir adamla evleniyor, iki yil sonra da intihar ediyordu. peki oteki kadina ne demeli? nasil deliriyordu, karsisina cikan kocaman sevgi bile onu iyilestiremiyordu. agacta sallanan bacaklarini goruyorduk.
su yasima geldim, hala hayatta bir insanin ogrenebilecegi en guzel seyin karsilikli sevmek ve sevilmek oldugunu dusunuyorum. ama etrafimda gordugum sadece birbirlerini tirmalayan, birakan ve bunu kaniksayan insanlar. neden bu kadar patetik olmak zorundayiz anlatir misiniz bana? neden herkes oscar wilde'in herkes sevdigini oldurur sozunu yanlis anliyor. oscar'la sen bir misin? adam gonul adami. yazsana oyle bir siir madem. havamizi bulalim canim.
insanlari olduren en temel sey sevgisizlik. bunu ogretiyor dunya bize. kimseye guvenmemeyi. temkinli olmayi. yalanlara alismayi. suclanmayi. butun bunlarin karsisinda guclu duramamak ise zayiflik olarak goruluyor. basina gelen her seyin sorumlusu sensin cunku. kant'tan bir satir bile okumamislar ama bir birlerine kant atiyorlar.
kisinin kendi sucu ile dusmus oldugu ergin olmama durumu.
size bir hikaye anlatacagim. hikayenin adi:
GIT KENDINE YOL YAKINKEN BIR HIRKA AL CUNKU MEZARINDA USUYECEKSIN.
onu ilk gordugumde bir daha asla o kadar uzatmayacagi uzunlukta saclari ve uzerinde, gencliginin getirdigi tedirginlik disinda siyah bir palto vardi. boynunu hafifce egmis, sokagin kenarinda duruyordu. bir elini yumruk yapmis, neyle karsilasacagini bilmemenin korkusu orumcek agi gibi uzerine dolanmis. oylece duruyor. biri gelsin de beni buradan kurtarsin diye yalvariyordu gozleri. urkek, solgun, genc ve guzel bir kiz. bir an onu fark etmeden yanindan hizla gecen insanlara cok sasirdim. insanlar telasla evlerine kosusturuyorlardi. butun teyzeler ellerinde posetlerde ah evladim yaslandik iste diyorlardi ama kimse donup direge yaslanmis o evladi gormuyordu. aksam yemegi sinmisti sehrin her kosesine. insanlarin en sevdikleri zaman dilimi. aceleyle yenen aksam yemekleri, babalar haberlere kosarken, mutfakta bulasik yikayan anneler ve kizlari. hepimiz durmusuz kisik ateste pisen fasulyenin zeytinyagi ile kesisen kokusuna hayran olmusuz. haberlerde ise yine kan var. birileri icin olen vatan evlatlari, kendileri icin olen baska analarinin kotu cocuklari. doksanlar turkiyesi'nin gecmek bilmeyen bir surec oldugunu 2000'lerin ilk yillarinda fark edememistik. yeraltina girmemiz gerecegi hic ama hic hesapta yoktu.
hizla kostum ve ona sarildim. hicbir sey demeden hickira hickira agladi. o kadar cok agladi ki hirkamin altindaki utusuz gomlegim bile sirilsiklam oldu. tek bir soru sormadim. aglamaktan yorulunca cantasindaki pet sise kalan azcik suyunu icti. bir sure birbirimize baktik. hava iyice kararmisti. evlerin isiklari birbirleri ile yarisircasina sertlesmeye baslamamisti.
tasrada hayat hep cok sikicidir. hava karardiginda herkes iceri girer. sokaklarda polisler ve kopekler kalir. tutun kokusunun sardigi bu sehirde de ayni dert var. butun dukkanlar kapali, butun heykeller gozlerini dikmis, butun sehir terk edilmis.
durmaktan yoruldum, dedi. ince bir sesi vardi. cok duzgun konusuyordu.
ne yapalim?
eve gitmek istemiyorum.
senin icin ne yapabilirim?
gercekten bilmiyorum dedi ve yine aglamaya basladi. aglamayi hic sevmedigini ama kendine engel olamadigini yillar sonra anladim. pencerenin onunde duruyordu. cep telefonu kirimisti. ve inleyerek agliyordu. gozleri kipkirmizi, dudaklari mosmor.
yeter artik, aglamaktan oluceksin. ne olur yapma. lutfen yapma.
kendime engel olamiyorum. neden aglamaktan olmuyorum zaten hic anlamiyorum. aglamaktan olebilmeli bence her insan.
sacmalama lutfen. sacmlarin cok guzel olmus.
nefret ediyorum bunlardan. saclarini cekistirmeye ve koparmaya basladi. o kadar cok nefret ediyorum ki hepsini tek tek koparmak ve sonra da, aglamaya devam etti.
iceriye girdim. yatagin uzerine oturdum. yillar boyu, hicbir zaman bu aglamaya krizlerinde onu iyi hissettirememistim. onu cok sevdigimi, asla birakmayacagimi soylememe ragmen hic durmadi. kotu anilarinin aklindan cikmasina yardim edemiyordum. kendimi cok caresiz hissettim. avuclarima baktim. bir elimi digerinin uzerine koydum. sag orta parmagim soldakinden daha uzundu. sanki bunu yeni fark etmis gibi yine kendime sasirdim. inlemelerin kesildigini fark ettim. yavasca kalktim. kesin sizmistir, gidip sarilayim. yeni dogmus bir bebek gibi oluyor agladiktan sonra. masasnin arkasinda yerde kivrilmis oldugunu gordum. gicirtilar arasinda ilerledim. kapi koluna carpmasaydim iyiydi. simsicakti vucudu yine. aglayan insanlarin isindigini biliyor muydunuz? koltuktaki yastigi alip arkadan sarildim. nefes alirken burnundan bir islik sesi geliyordu. ama o hep o islik sesinin burnundan degil dislerinin arasindan geldigini iddia ediyordu cunku agzi acik uyuyordu. bence ben hakliydim.
biliyor musun uyurken agzimdan islik sesi cikiyor.
hahaha.
gulme, gercekten.
olabilir tabii.
limana dogru uzun bir yuruyus yapmistik. acikcasi yorulmustum, ona eslik etmek zordu, inanilmaz hizli adimlarla yuruyordu.
biraz yavas yurusek mi? dalagim sisti de.
kimse de benim hizima yetisemiyor, dedi dudaginin bir kenarini kivirarak. babam yuzunden hep. kucukken surekli beni yaninda bir yerlere gotururdu. ben de onun hizina yetismeye calisirken hizli yurumeye alistim.
kucukken her sey ne kadar da buyuk degil mi? (sessizlik) neden agladigini sormayacagim ama istersen seni cok sevebilirim.
o kadar yuksek sesle guldu ki, sasirdim. gulmesi, aglamasi gibi degildi. simsek cakmis gibi sert ve kisaydi.
neden guldun ki?
neden mi guldum? durdu. en son beni cok sevdigini soyleyen insan aklima geldi de. sevmenin ne kadar ici bos bir kavram oldugunun farkinda misin?
hayir, degilim. boyle bir seye de asla inanmiyorum. ici bos derken, neyi kast ediyorsun ki? lafta kalan bir sey oldugunu mu?
evet. insanlar birbirlerine birbirlerini sevdiklerini soyluyorlar. sonra zaman geciyor, birbirlerini hic sevmemis gbi davraniyorlar.
durumlar icerisinde yasanan seylere bagli bunlar. cok havada kaldi sen boyle diyince. kismen katilabilirim de bu analizine ama
ama katilmayabilirsin de. sen de o insanlardansin degil mi? zaman gectikce asklar biter, sevgiye donusur, kimse kimsenin annesi degil sonucta. kosulsuz sevgi diye bir sey yok.
ask iliskileri farkli oluyor evet.
peki hangisi daha degerli? ilk basta yasanan ask, heyecan, ya da her ne ise mi? yoksa bir insani cok sevmekle basladigin o an, birlikte gecirdiginiz yillar, paylastiklariniz, anilariniz vs. mi?
kisisel tecrubeme dayanarak elbetteki ikincisi diyecegim. ask, hoslanma gibi seyeleri horgordugumden degil. ben zamana inaniyorum. neticede uzun yasamiyoruz. birinden hoslanmakla yillarini gecirdigin bir sevgiyi ayni kefeye koyamazsin. ama iliskiler bitiyor iste.
iliskiler bitiyor isteymis. neden bitiyor iliskiler, soyler misiniz bayim?
insanlar hayattan farkli seyler bekleyince. birbirini gercekten cok seven iki insanin iliskisinin bittigine asla inanmiyorum. bir taraf daha az seviyordur.
hmm. simdi mantikli seyler soylemeye basladin iste.
ve ilk kez o anda gozlerimin icine korkmadan baktigini fark ettim. fakat ardindan kendimi korkunc hissettim. cunku bariz yalan soylemistim. onun neyi nasil gordugu ihtimali beni yalan soylemee itmisti. cunku gercek fikirlerimi soylersem beni sevmeyecekti. bir anda burcu'nun yuzu geldi gozumun onune. istanbul'da cok bunalip buraya kactigimdan bihaber olan burcu, 6 yillik sevgilisini benle aldatiyordu. resmen kizi bastan cikarmistim. ustelik onun hayatimin kadini olduguna kendimi ne cok inandirmistim. halbuki bir zaman sonra beni de baskalariyla aldattigini ogrenecek, yine de ona kirilmayacaktim.
ozur dilerim. yalan soyledim sana.
anlamadim, dedi mirildayarak. yavasca bana dogru dondu. aman tanrim koluna ne oldu? diye sordu. dikilmeye kalkti. kalkmasina izin vermedim. kipkirmizi gozleri ve islak burnuyla bana bakiyordu. bir an onun bir kedi oldugunu sandim.
ne yalani?
anlatmamam gerekiyor bunu, biliyorum. ama seninle tanistigimiz ilk gun sana yalan soyledim. cunku beni sevmeyeceginden korktum.
ne yalani, diye tekrarladi ve bir kere daha ne yalani dedi.
seninle tanistigimda hayatimda biri vardi. bir sene daha devam etti.
nasil, anlamadim?
o siralar burcu diye biri vardi. ve seninle gorustugumuz ilk sene onu da gormeye devam ediyordum.
bana soylemedin cunku beni kaybetmekten korktun oyle mi dedi.
hayir, dedim. burcu beni terk etti. onu birakmaya cesaret edemedim cunku 6 yillik iliskisinden benim icin ayrilmisti. ama sonra baska birini buldu ve beni birakti. burcu senin gibi degil. onun hayattan baska beklentileri vardi.
benim hayattan ne bekledigimi saniyorsun sen dedi ama bu sefer sesi cok kizgindi. bir anda ayaga kalkti ve tekrar etti. BENIM HAYATTAN NE BEKLEDIGIMI SANIYORSUN SEN?
onun beklemedigi baska seyleri. bu yuzden seni seviyorum.
BU YUZDEN BENI SEVIYORMUS. pisligin tekisin sen. pislik.
seni seviyorum. lutfen, gecmiste kaldi.
unutmadigin hicbir sey gecmiste kalmaz.
neden geldin bu boktan sehre?
istanbul'dan kacmak istedim biraz.
istanbul'dan kacip gelmek icin ideal bir yer degil ama burasi. baksana herkes olu burada. hayalet sehir adeta.
buraya gelmeseydim seninle tanisamazdim. ve simdi seni birakmak istemiyorum. benimle gel.
ciddi oldugumu anlamasi icin bir kac saniye gecmesi gerekti. ellerini tuttum. benimle gel. dedim. yine. seni hep cok sevecegim.
her gun okuldan cikip bana geliyordu. isten ayrildigim icin oglen uyandigim berbat zamanlardi. kapiyi ona babam aciyordu. salondan koridora tasan sesini duyuyor, yavas yavas odama yaklasan adimlarini sayiyordum. yanima uzaniyordu. gune seviserek basliyordum. sonra bir seyler izliyorduk. bazen bizde kaliyor, bazen evine donuyordu. yaz tatillerinde ailesinin yanina gidiyor ama cok kalmiyordu. her gecen gun daha da icime isliyor, bir yanimla onu sarip sarmalamak istiyor diger yanimla ise ittirmek istiyordum. burcu'ya hayir diyememek ve onunla gecirdigim o siradan zamanlar canimi sikiyor olsa da basitligin getirdigi tasasizliktan kismen zevk aliyordum. burcu'yu baska biriyle gordugum o gun, basimdan asagi kaynar sular akti. hemen telefona sarilip onu aradim. birlikte tatile ciktik. sonra da ayni eve tasindik.
keyfi yerine gelmis gibi gozukuyordu. hayatla kurdugu baglar kuvvetlenmis, ise baslamisti. onun isten cikisini beklemek bir keyifti benim icin. yemek hazirliyordum aksamlari. bir seyler izleyip konusuyorduk. erkenden uykusu geliyordu. operek uyutuyordum her gece. sonra da kendime vakit ayiriyordum. hayatimin en guzel gunleri yeni baslamis gibiydi. caetano veloso'nun nature boy'u artik bendim. taa ki bir gun ansizin telefonum calana kadar. telefondaki ses hastanede oldugunu, acilen gelmem gerektigini soyluyordu. uzerime buldugum ilk seyi giydim ve hastaneye kostum. isyerinin kullanilmayan bir odasinda bileklerini kesmisti. temizlik gorevlisi sans eseri odaya girmese olmus bile olabilirdi. ne yapacagimi sasirdim. bir sene boyunca hic konusmadi. surekli penceden disariya bakti bos gozlerle. elimden hicbir sey gelmiyordu. ailesi suclunun ben oldugumu dusunuyor, isin kotusu ben de oyle dusunuyordum.
yagmurlu bir gunde yorganin yavasta uzerimden cekildigini fark ettim. gozlerimi actigimda gulumseyen suratini gordum. elinden tutup yanima cektim. defalarca onu cok sevdigimi soyledim. biliyorum dedi. ona hicbir sey sormadim. anlatmak istediginde anlatacagini biliyordum.
yuruyuse ciktigimiz gun bana isyerinde hande adinda bir kizla karsilastigini, hande'nin ona benim onunla ilgili anlattigim seyleri aktardigini, kendini cok kandirilmis ve yalniz hissettigini soyledi.
ama bu hayatina son vermen icin hic iyi bir bahane degil dedim.
beni kac kere aldattin diye sordu.
hande ile bir iliskim olmadi dedim.
halbuki hande ile arada bir yatiyorduk. hande'nin seksuel enerjisi beni hem yoruyor hem de diriltyordu. hayvan gibiydi. ve beni gordugunde titremeye basliyordu.
neyse onemli degil artik dedim. hande falan yok. kimse yok. sen varsin.
buna inaniyorum dedi.
bana hande'den baska kimsenin olmadigini soylemistin.
evet. aklima gelmedi cunku.
simdi neden soyluyorsun o halde.
bilmiyorum dedim. icimden keske soylemeseydim diye de sayikliyordum.
kapiyi carpip cikti.
arkasindan gittim. bagirarak ilerliyordu.
NEDEN BOYLESINIZ INSANLAR. NEDEN. NEYIN YALANI. NEDEN. KIMSE NEDEN SEVMEYI BECEREMIYOR. KIMSE NEDEN DURUST OLAMIYOR. SENI SEVIYORDUM. COK HEM DE. KANDIRDIN BENI. SEN DE AYNISINI YAPTIN. ONDAN BIR FARKIN YOOK.
lutfen sacmalama, evimize gidelim.
ALLAH KAHRETSIN O ARKADASLARINI DA. HERKES YUZUME BAKA BAKA YALAN SOYLEMIS.
yorulmustum. onu durduramayacagimi biliyordum. en iyisi gitmesine izin vermekti. eve donup donmesini beklemekten baska bir carem kalmamisti. bir kac arkadasina haber verdim. telefonu kapaliydi. sabah uyandigimda da gelmemisti. bir hafta sonra da. herkes panik halindeydi. gunler gunlere ekleniyor, bakmadigimiz hastane, karakol kalmiyordu.
kaybolmustu. onu bir daha hic gormedim. hande ile ara sira yatmaya devam ettim.
bir sene sonra esyalarini kolilere yerlestirirken gunluklerini buldum. son sayfasinda bana hirka ormek icin yun almasi gerektigini yazmis. ve hep beni ne cok sevdigini anlatmis.
emanet olarak bana biraktigi sey sey firtina gibi aglamalari oldu.
hayatimin sonuna kadar agladim.
nature boy artik yoktu.
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment